Paris Anlaşması (PA)

2015 yılı Aralık ayında Fransa’nın Paris kentinde düzenlenen 21. Taraflar Konferansı’nda, 2020 sonrası iklim değişikliği rejiminin çerçevesini oluşturan “Paris Anlaşması” kabul edilmiştir.

Paris Anlaşması 22 Nisan 2016-21 Nisan 2016 tarihleri arasında New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezinde imzaya açılmıştır. Türkiye, 22 Nisan 2016 tarihinde New York’ta, Ulusal Beyanımızda adı geçen Anlaşma’yı gelişmekte olan bir ülke olarak imzaladığımız vurgulanarak Paris Anlaşmasını imzalamıştır. Paris Anlaşması, küresel sera gazı emisyonlarının %55’inden sorumlu en az 55 Taraf ülke tarafından onaylanması neticesinde 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girmiştir. Günümüz itibariyle 197 taraf ülkeden 187’si Paris anlaşmasını onaylamış bulunmaktadır.

 

Paris Anlaşması’nın, BMİDÇS ile karşılaştırıldığında en belirgin özelliği, tüm ülkelerin katkılarına dayanan bir sistem öngörülmüş olmasıdır. Anlaşma, iklim değişikliğiyle mücadelede gelişmiş/gelişmekte olan ülke sınıflandırmasına ve tüm ülkelerin “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler” ilkesi tahtında sorumluluk üstlenmesi anlayışına dayandırılmıştır. 

 

Anlaşma’nın, küresel ısınmayı sanayi devrimi öncesine göre 2°C’nin oldukça altında tutan ve hatta 1.5°C ile sınırlamayı amaçlayan uzun vadeli bir hedefi vardır. Bu hedef fosil yakıt (petrol, kömür) kullanımının giderek azaltılarak, yenilenebilir enerjiye yönlenmesini gerektirmektedir. Tüm emisyonların yaklaşık %98’inden sorumlu 189 ülkenin sunduğu ulusal iklim planları (INDC) ile iklim değişikliği ile mücadele gerçek bir küresel çaba haline gelmiştir.

 

Türkiye, Paris Anlaşmasına taraf olmamakla birlikte, Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanını 30 Eylül 2015 tarihinde Sözleşme Sekretaryasına sunmuştur. Türkiye’nin ulusal katkı beyanına göre, sera gazı emisyonlarının 2030 yılında referans senaryoya (BAU) göre artıştan %21 oranına kadar azaltılması öngörülmüştür.

 

Türkiye, Paris Anlaşması kapsamında iki konunun önemi üzerinde durmakta ve bu hususların çözümüne odaklamaktadır: Türkiye’nin finans ve teknoloji desteklerine erişebilmek bakımından kendisi ile benzer konumdaki ülkelerle aynı şekilde muamele görmesi ve adil bir konuma sahip olarak iklim değişikliği ile mücadelede daha sağlam adımlar atma fırsatı elde etmesi gerekmektedir ve Türkiye’nin ekonomik büyüme, nüfus artışı gibi ölçütler dikkate alındığında mutlak emisyon azaltımı yapması imkansızdır. 

 

Bu hususlar değerlendirildiğinde Türkiye, Anlaşmada “Özel şartları kabul edilmiş EK-1 ülkesi” olarak Gelişmiş ülke statüsündedir ve adil bir statüye ulaşmak için çaba göstermektedir. Bu kapsamda Türkiye, Taraflar Konferansında(COP) gelişmekte olan bir ülke olarak ek dışı ülkelere dahil olma stratejisi yürütmektedir.

 

Türkiye’nin, çözüme kavuşmayan en önemli konuların adil, kapsayıcı ve Paris Anlaşması’nın temel yapıtaşı olan, “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler” ilkesinin gereği olarak, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hedeflerine halel getirmeyecek şekilde çözüme kavuşturulması iklim müzakerelerinden beklentileridir.

Belge & Dosyalar